Турецкая сказка

Информация о пользователе

Привет, Гость! Войдите или зарегистрируйтесь.


Вы здесь » Турецкая сказка » Турецкий язык » Короткие рассказы и анекдоты на турецком


Короткие рассказы и анекдоты на турецком

Сообщений 1 страница 20 из 74

1

DONDURMA
http://www.de-fa.ru/images/dondurma.jpg
Dün gibi hatırlıyorum; çocukken dondurma yemek için yazı bekliyorduk. Yazın dondurmacılar üç tekerlekli dondurma arabalarıyla sokaklarda geziyor, “Kaar, buuz, dondurrrmaaa!” diye bağırarak dondurma satıyorlardı. Dondurmacının sesini duyan çocuklar neşeyle sokağa fırlıyordu, ama sokaktaki bazı çocuklar da eve koşuyordu. Hayır dondurmacıdan korkup kaçmıyordular, annelerinden dondurma parası almak için eve koşuyordular. Dondurmacılar “Kar, buz dondurma” diye bağırıyordular, çünkü o zamanlar dondurma karla yapılıyordu. Karcılar vardı. Hiç böyle bir meslek duydunuz mu? Bence genç nesil duymamıştır. Karcılar yüksek dağlarda kuyular açıyordular ve kışın bu kuyuları karla doldurup üstünü kapatıyorlar ve yazın eşek veya atlarla bu kuyulardaki karları şehre indirip dondurmacılara satıyordular. Dondurmacılar da bu karı kullanarak dondurma yapıyorlardı. Sütlü dondurma, vişneli dondurma, limonlu dondurma. Çocuklar bu dondurmaları büyük bir iştahla yiyordu.

Zaman geçti, geçti. Dondurma değişti. Teknolojiyle birlikte dondurmadan kar çıktı.  Karcılık mesleği de öldü. Siz kışın kar yediniz mi? Eskiden kışın temiz kar toplanıp eve getiriliyor, şeker veya çeşitli meyveler rendelenip karıştırılarak yeniyordu.

Zaman geçti ve bugünkü dondurma teknolojisi çıktı. Dondurma dükkanları açıldı.

Bu dükkanlar pastane gibi dizayn ediliyordu ama yazın dondurma, kışın sahlep ve baklava satıyorlardı. Derken dondurma fabrikaları kurulmaya başlandı. Bir, iki, üç fabrika. Sonra başka fabrikalar. Şimdi büyük bir sektör olan dondurma imalat sektörü reklamlar yaparak “Kışında dondurma yiyebilirsiniz” diyerek kışın insanlara dondurma yeme alışkanlığını kazandırdı. Şimdilerde kışın sıcak evlerimizde oturuyoruz ve dondurma yiyoruz.

Dondurma ilk olarak ne zaman, kimler tarafından yapıldı?  İlk olarak üç bin yıl önce Çinliler  tarafından üretildi. Çinliler insanlığa çok icatlar verdiler.

İlk ticari dondurma fabrikası İngiltere’de İngilizler tarafından kurulmuş ve dondurma sektörü gelişmiş. İngiltere’den Avrupa’ya, Avrupa’dan da bize gelmiş.

Sağlıklı beslenmemiz için vücudumuz neler ister nelere ihtiyaç duyar; vücudumuz protein, karbonhidrat, yağ, vitamin ve minerallere ihtiyaç duyar. Dondurma beslenme için çok zengin bir yiyecektir. Dondurmada protein, karbonhidrat, yağ, A, B, C, D, E grubu vitaminler ve demir, kalsiyum, fosfor, magnezyum, potasyum, çinko gibi mineraller vardır. Dondurma bir süt ürünüdür, çocukların sağlıklı beslenmesine yardım eder.

Tarihi çok eski olan dondurma Hititler tarafından her hastalık için ilaç olarak kullanılıyormuş.

nesil - поколение

kuyu - колодец

iştah - апппетит

rendelemek - тереть на терке

sahlep - турецкий горячий молочный напиток

imalat - производство

alışkanlık - привычка

üretmek - производить

icat - изобретение

ticari  - торговый, коммерческий

demir - железо

potasyum - калий

çinko - цинк

Hititler - хетты

+2

2

ÇATLAK KOVA
http://www.de-fa.ru/images/kova.jpg
Hindistan'da bir sucu, boynuna astığı uzun bir sopanın uçlarına taktığı iki büyük kovayla patronunun evine su taşırmış. Kovalardan biri çatlakmış, biri de sağlammış. Sağlam olan kova, her seferinde ırmaktan patronun evine ulaşan uzun yolu dolu olarak tamamlarken; çatlak kova içine konan suyun sadece yarısını eve ulaştırabilirmiş. Bu durum iki yıl boyunca her gün böyle devam etmiş. Sucu her seferinde patronunun evine sadece 1,5 kova su götürebilmiş. Sağlam kova başarısından gurur duyarken, zavallı çatlak kova görevinin sadece yarısını yerine getiriyor olmaktan dolayı utanç duyuyormuş. İki yılın sonunda bir gün çatlak kova ırmağın kıyısında sucuya seslenmiş:

            “Kendimden utanıyorum ve senden özür dilemek istiyorum .

            "Neden?..." diye sormuş sucu. "Niye utanç duyuyorsun, kendinden?"  Kova cevap vermiş:

            "Çünkü iki yıldır çatlağımdan su sızdığı için taşıma görevimin sadece yarısını yerine getirebiliyorum. Benim kusurumdan dolayı sen bu kadar çalışmana rağmen, emeklerinin tam karşılığını alamıyorsun." Sucu şöyle demiş:

            "Patronun evine dönerken yolun kenarındaki çiçekleri fark etmeni istiyorum."                 

            Gerçekten de tepeyi tırmanırken çatlak kova, patikanın bir yanındaki yabanî çiçekleri ısıtan güneşi görmüş. Fakat yolun sonunda yine suyunun yarısını kaybettiği için kendini kötü hissetmiş ve yine sucudan özür dilemiş.

            Sucu çatlak kovaya sormuş:

             "Yolun sadece senin tarafında çiçekler olduğunu ve diğer kovanın tarafında hiç çiçek olmadığını fark ettin mi?... Bunun sebebi, benim senin kusurunu bilmem ve ondan yararlanmamdır.Yolun senin tarafına çiçek tohumları ektim ve her gün biz ırmaktan dönerken sen onları suladın. İki yıldır ben bu güzel çiçekleri toplayıp onlarla patronumun sofrasını süsledim. Sen böyle olmasaydın, patronum, evinde bu güzellikleri göremeyecekti ve beni bu kadar sevmeyecekti.

çatlak  - треснувший

kova – ведро

sucu – водонос

sefer – путь

gurur duymak – чувствовать гордость

utanç duymak – чувствовать стыд

sızmak – просачиваться, вытекать

kusur – недостаток

tırmanmak – взбираться, карабкаться

patika – тропинка

yabanî – дикий

yararlanmak – извлекать пользу

tohum – семя

ekmek – сеять

+1

3

Bir basketçinin bilinmeyen tarihi
http://www.de-fa.ru/images/6.jpg
Ortaokul öğrencisi suratı asık bir halde eve geldi, çantasını yere fırlattı, yukarı odasına koşup kendisini yatağa attı ve ağlamaya başladı. En büyük rüyasını gerçekleştirememişti. Okulun basketbol takımına girmek için elinden geleni yapmış, ama başaramamıştı.
Annesi sessizce odaya girdi ve şefkatle ne olduğunu sordu. “Takıma giremedim.”dedi küçük delikanlı. “Bana ‘ sen küçüksün’ dediler.”
Annesi oğlunun yanına oturdu, kolun boynuna dolayıp şöyle dedi:
“Yavrum, önemli olan takıma giremeyecek kadar küçük olman değil; içindeki basketbolcunun ne kadar büyük olduğu.”
Annesi bu söyleyip odadan çıktıktan sonra, minik delikanlı yatağında doğruldu kendisini her zamankinden daha güçlü hissediyordu. Evet, belki küçüktü, ama içindeki basketbolcu çok büyüktü! Ertesi sabah, erkenden antremanlara gitti. Her gün, her hafta, her ay... hep annesinin söyledikleri yankılandı zihninde. Günler geçtikçe, hem içindeki basketbolcu hem de azmi büyüdü.
Ertesi sene, takım seçmeleri yine yapıldı. Bu defa, minik delikanlın içindeki büyük basketbolcu kendisini yeterince gösteriyordu. Takımın hocası ondan çok etkilendi ve onu takıma aldı. Sonraki senelerde, takımdaki yerini hep korudu. Hep daha iyiye gitti, gelişti.
Çok geçmeden dışarıdan teklifler gelmeye başladı. Önce amatör takımlarda oynadı. Sonra başarı merdivenini üçer beşer tırmandı.
Tüm dünya, bir zamanlar okul takımına bile giremeyen Michael Jordan’ı basketbol takımının en başarılı oyuncularından birisi olarak tanıdı...
asık - нахмуренный
fırlatmak - бросать, кидать
gerçekleştirmek - осуществлять
elinden gelen - все от него зависящее
şefkat - сочувствие
dolamak - зд. обнять
antreman - тренеровка
yankılanmak - повторять
zihninde - мысленно, про себя
azim - воля, решимость, упорство
teklif - предложение
amatör - любительский

0

4

Eve dönüş
http://www.de-fa.ru/images/57533373.jpg
Adamın biri, bir cumartesi gecesi evine dönüyormuş. Birden 15-16 yaşlarında sevimli bir kızın yolun kenarında otostop yaptığını görmüş. Adamın da aynı yaşlarda iki kızı varmış. Hemen arabayı kızın yanına yanaştırmış, "Gece yarısı böyle ıssız bir yerde ne yapıyorsunuz Allah aşkına? Bu saatte otostop mu yapılır?" demiş.

Kız, "Uzun hikaye. Rica etsem beni evime götürür müsünüz? Buraya çok yakın. Bu iyiliğinizi ömür boyu unutmam" diyerek arka koltuğa oturmuş. Kızın üzerinde cicili bicili, hoş bir elbise varmış. Evinin adresini vermiş.

Gerçekten de yakınmış ev. Adam eve vardığında önünde durmuş, "İşte geldik küçük hanım" diyerek arka koltuğa dönmüş ama arkada hiç kimse yokmuş. Gözlerine inanamamış tabi. Hemen arabasından inip evin kapısını çalmış.

Beyaz saçlı, çok yorgun görünen yaşlı bir kadın açmış kapıyı. Adam heyecanla, "Bana inanmayacaksınız ama yoldan küçük bir kız aldım. Bana buranın adresini verdi ama tam geldiğimizde..." Yaşlı kadın adamı susturmuş, "Biliyorum, biliyorum" demiş, "Sonra da ortadan kayboldu değil mi? Bu başımıza ilk defa gelmiyor. Her cumartesi akşamı aynı şey olur...

"Meğer kız bir cumartesi gecesi diskodan dönerken trafik kazası geçirmiş ve oracıkta ölmüş. Şimdi her cumartesi gecesi kazada öldüğü yerden otostop yapıp evine gelmek istiyormuş ama bunu bugüne kadar başaramamış. Kadın bunları anlatırken adamın gözü piyanonun üzerindeki kızın fotoğrafına ilişmiş. Evet, kız aynı kızmış ve üzerinde de aynı elbise varmış.
yanaştırmak - приближаться
cicili bicili - разукрашенный, разноцветный
susturmak - прервать на полуслове
ortadan kaybolmak - исчезнуть
ilişmek - зацепиться (зд. глазами)

0

5

Kadınları Anlamak Zor
Öperseniz beyefendi değilsinizdir,
Öpmezseniz adam değilsiniz.

İltifat edersiniz yalan der
Etmezseniz bırakır gider.

Her isteğine «evet» derseniz karaktersiz olursunuz
Karşı çıkarsanız - anlayışsız.

Çok yanına giderseniz «sıkıldım» der
Az giderseniz - küser.

İyi giyinirseniz «çapkınsın» der
Dikkat etmezseniz zevksizlikle suçlar.

Kıskanırsınız «huyun kötü» der
Kıskanmazsınız «sevmiyorsun» der.

Siz bir dakika geç kalın kıyamet kopar
Kendisi bir saat gecikirse - «bunda ne var».

Arkadaşınızla buluşursunuz adı «ihmal» olur
O buluşur «Bizim kızlar» olur.

Siz başka kadına bakacak olsanız gözleriniz oyulur
Başka bir adam ona baktığında adı «hayranlık» konur.

Konuştuğunuz anda dinlemenizi ister
Dinlediğiniz anda «Neden konuşmuyorsun?» der

Kısacası...

Sade ama çok karışık.
Zayıf gibi ama çok güçlü.
Akıl karıştıran ama hayranlık uyandıran.
İnsani çıldırtan ama mükemmel!

beyefendi - джентльмен

iltifat - комплимент

karşı çıkmak - быть против, быть несогласным

sıkılmak - уставать, испытывать скуку

küsmek - обижаться

çapkın - ловелас, донжуан

zevksizlik - отсутствие вкуса

suçlamak - винить

kıskanmak - ревновать

huy - характер

kıyamet kopmak – устроить  конец света

gecikmek – задерживаться, опоздать

ihmal -  пренебрежение

oyulmak – быть вырезанным, выцарапанным

hayranlık – восхищение,  поклонение

kısacası – короче говоря

sade – простой

karışık – сложный

çıldırtan – сводящий с ума

mükemmel – великолепный, прекрасный

0

6

İdeal Erkek
http://www.de-fa.ru/images/73930839.jpg
İdeal Erkeğim Nasıl Biri (Yaş 22)

·  Yakışıklı, sempatik, maddi durumu iyi, beni ilgiyle dinleyecek, espri anlayışı gelişmiş, gücü kuvveti yerinde, iyi giyinen, her konuda zevk sahibi, sürpriz yapmayı seven, romantik ve hayal gücü gelişmiş biri...

İdeal Erkeğim Nasıl Biri (Yaş 32)

·  İyi görünümlü, kafasında saçı olan, arabadan inerken kapımı açan, yemeğe gittiğimizde sandalyemi tutan, pahalı bir restorana götürecek kadar parası olan, konuşmaktan çok dinleyen, fıkra anlattığımda katıla katıla gülen, alışverişte paketlerimin hepsini zahmetsiz taşıyacak kadar gücü kuvveti yerinde, en az 1 kravata sahip, yaptığım yemekleri beğenen, doğum günü ve yıl dönümlerini unutmayan, haftada en az 1 kez romantik olabilen biri...

İdeal Erkeğim Nasıl Biri (Yaş 42)

·  Çok da çirkin değil, tamam kel olabilir, ben binmeden arabayı hareket ettirmeyen, işinde disiplinli, fırsat oldukça aksam yemeğine köşedeki köfteciye götüren, beni dinlerken başını sallayan, anlattığım fıkraların can alıcı yerlerini hatırlayan, evdeki eşyaların yerini değiştirmeme yardim edecek kadar gücü kuvveti yerinde, göbeğini kamufle edecek şekilde kıyafet seçen, çoğu hafta sonu tıraş olan biri...

İdeal Erkeğim Nasıl Biri (Yaş 52)

·  Burnunun ve kulağının içindeki kılları fazla uzun olmayan, topluluk içinde gaz çıkarmayan, para isteme alışkanlığı edinmemiş, ben bir şey anlatırken uyuyakalmayan, aynı fıkrayı tekrar tekrar anlatmayan, hafta sonları poposunu koltuktan kaldırabilecek kadar gücü kuvveti yerinde, aynı renk çorapları seçebilen, ve temiz iç çamaşırı giyen, televizyon karşısında akşam yemeğinden hoşlanan, adımı unutmayan, bazen tıraş olan biri...

İdeal Erkeğim Nasıl Biri (Yaş 62)

·  Küçük çocukları ürkütmeyen, banyonun nerede olduğunu hatırlayan, bakımı fazla masraflı olmayan, mümkün olduğu kadar gürültüsüz horlayan, neye güldüğünü birden unutmayan, yardım almadan ayağa kalkabilecek kadar gücü kuvveti yerinde, lapa yiyeceklerden hoşlanan, dişlerini nereye koyduğunu unutmayan biri...

İdeal Erkeğim Nasıl Biri (Yaş 72)

·  Yaşayan ve arada bir nefes alan biri...

maddi durum - материальное положение

espri anlayışı - чувство юмора

hayal gücü - сила воображения

görünüm - внешний вид

katıla katıla - участливо

zahmet - напряжение, усилие, затруднение

kravat - галстук

kez - раз

kel - лысый

sallamak - качать

göbek - живот

tıraş olmak - бриться

kıl - волос (на теле)

topluluk - общество

gaz çıkarmak -выпускать газы :)

alışkanlık - привычка

uyuyakalmak - засыпать

iç çamaşır - нижнее белье

ürkütmek - пугать

bakım - уход

masraflı -  требующий больших расходов

horlamak - храпеть

lapa - каша

nefes almak - дышать

0

7

Teşekkürler, kızım
http://www.de-fa.ru/images/73213829.jpg
Bir kadın evde tek başına yatıyormuş. O kadar çok hastaymış ki kalkıp telefona bile uzanamıyormuş, eşini aramak için.

Doktor o sırada hastaneden evine yeni dönmüş.Bir çay yapmış kendine ve balkondan yağan yağmuru seyrediyormuş.Sokakta koşan 6-7 yaşlarında ki ufak kıza takılmış gözü.Ufak kız apartmana girmiş ve doktorun kapısını çalmış. Doktor şaşkınlıkla kapıyı açmış, karşısında üstü yağan yağmurdan sırılsıklam olmuş ufak bir kız çocuğu duruyormuş.Doktorun sormasına izin vermeden ufak kız çocuğu hemen söze atılır ve «Doktor Bey, annem çok hasta ölmek üzere, hemen gitmemiz gerek» der. Tutar doktorun elinden ve eve götürür.

Kapı çalar, kadın güçlükle yataktan kalkar ve kapıyı açar. Ufak kız ortadan kaybolmuştur. Doktor şaşırır, hasta kadına «Ben doktorum» der. Ve içeri girip ilk muayenesini yapar. Kadın doktoru eşi gönderdi sanır. Fakat şaşkındır, nasıl haberi olmuştu? Biraz konuşacak gücü bulunca doktora sorar: «Buraya nasıl geldiniz?» der. Doktor olanları bir bir anlatır.Siyah kazaklı,kırmızı etekli ufak esmer bir kız beni getirdi, kızınızmış der. Kadın yorgun bedenini zorla yataktan kaldırır ve «evet kızımdı» der.

Köşedeki sandığı açar ve kızının kıyafetlerini oradan çıkarır. Sırılsıklam olmuştur elbiseler. Ve kadın kazağa sarılıp koklayarak ağlamaya başlar. «2 sene önce ağır bir hastalıktan öldü kızım» der. Hasta kadın, ıslak elbiselere sarılır ve " Teşekkürler kızım " der....

uzanmak – протянуться, дотянуться

ufak – маленький

şaşkınlık – удивление

sırılsıklam – промокший до нитки

ölmek üzere – при смерти

güçlükle = zorla – с трудом

kaybolmak – исчезать

muayene – осмотр

köşe – угол

sandık – ящик

kıyafet – одежда

ıslak – мокрый

0

8

ARKADAŞLIK
http://www.de-fa.ru/images/56182325.jpg
Savaşın en kanlı günlerinden biri... Asker, en iyi arkadaşının az ileride kanlar içinde yere düştüğünü gördü. İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru altındaydılar. Asker teğmenine koştu ve:

           - Teğmenim. Koşarak arkadaşımı alıp gelebilir miyim?..
           - Gitmeye değer mi?... Arkadaşın delik deşik olmuş... Büyük olasılıkla ölmüştür bile... Kendi hayatını da tehlikeye atma sakın!
            Asker ısrar etti ve teğmen "peki, git o zaman" dedi.

            İnanılması güç bir mucize... Asker o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaştı. Onu sırtına aldı ve koşa koşa döndü. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Teğmen, kanlar içindeki askeri muayene etti, sonra onu sipere taşıyan arkadaşına döndü:

           - Sana değmez, hayatını tehlikeye atmana değmez, demiştim. Bu zaten ölmüş...
          - Değdi teğmenim,değdi...
          - Nasıl değdi? Bu adam ölmüş görmüyor musun?..

          - Gene de değdi komutanım! Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı, onun son sözlerini duymak, dünyaya bedeldi benim için. Ve arkadaşının son sözlerini hıçkırarak tekrarladı:

           - "Mehmet!.. Geleceğini biliyordum!...Geleceğini biliyordum... ."







kanlı – кровавый

asker – солдат, рядовой 

siper – окоп, траншея

ateş – огонь

teğmen – лейтенант

değmek – стоить, заслуживать (değer mi? – стоит ли?)

delik deşik – изрешеченный (зд. пулями)

olasılık – вероятность

bir şeyi/kimseyi tehlikeye atmak – подвергать что-то/кого-то опасности

ısrar etmek – настаивать

yuvarlanmak – катиться, ползти

sağ – живой

dünyaya bedel – ценнее всего на свете

hıçkırmak – всхлипывать

tekrarlamak - повторить

0

9

ANNEYE   ARMAĞAN
http://www.de-fa.ru/images/hediye.jpg
Orhan’ın annesi işe giderken, Orhan onu kapıya kadar uğurladı. Neden ? Çünkü, annesi onu alnından öper, saçlarından okşar. Ondan. Annesi işten dönerken, Orhan onu kapıda karşılar. Niçin ? Çünkü annesi ona yiyecek bir şey getirir. İşte bu yüzden. Orhan bugün de annesini kapıdan uğurladı. Annesi de Orhan’ı alnından öptü. İpek saçlarından okşadı; ayrılırken :

ANNESİ : Nineni dinle, o sana uyu derse,  sen de hemen uyu  tamam mı ?

            Annesi köşeyi dönünceye kadar, Orhan kapıda durdu. Sonra odaya döndü, pencere başına geçti. O, çok düşünceliydi. Orhan biliyordu ki, bugün kadınların günü, annelerin bayramıdır. Yalnız onun annesinin değil, komşu kızı Sevim’ in annesinin de onların sokaklarında yaşayan bütün çocukların annelerinin de bayramı var bugün.

Biliyordu ki, okula giden bütün çocuklar annelerinin bayramını kutlayacak, kimi sepet, kimi vazo, kimi makyaj takımı, kimi mendil verecekler annelerine. Ya o, ne versin annesine ? Düşündü, güzel bir iğne yada teyzesinin küpeleri gibi bir çift küpe alsa ? Almak için nereden para bulacak ? Böyle düşünürken birkaç gün önce yaptığı resim aklına geldi. Yerinden kalktı, resmi karyolanın altından aldı. Resimde elinde sepet tutan bir kız vardı. Onca bir boşluk vardı resimde. Hatırladı, sepet boştu. Buna birkaç çiçek çizmeli. Boyalı kalemlerini aldı. Duvar boyunda gördüğü ilkbahar çiçeklerini çizdi. Fakat avludaki çiçekler daha güzeldi, onları daha çok beğeniyordu. Onlardan derleyecek, demet yapacak ve annesini işten dönerken bu çiçeklerle karşılayacak, onun anneler gününü kutlayacak...

Orhan çıkmak istedi, fakat tatlıları pişiren ninesi :

NİNESİ : Hayır, yavrum, uyku vaktin şimdi senin. - dedi.

Ama Orhan’ın hiç uykusu yoktu. Fakat annesi işe giderken ona ne demişti ? “Nineni dinle, o sana uyu dediği zaman uyu dememiş miydi ?”

            Karyolasına girdi, fakat bir türlü uyku girmiyordu gözlerine. Ne yapsın, nine biraz sonra, bir işle dışarıya çıkınca, kalktı, sessizce kapıdan çıktı, en iyi çiçeklerden topladı ve güzel bir demet yaptı. Sonra sandalyesini alarak kapı önüne oturdu. Annesini bekledi, bekledi fakat annesi hala gelmiyordu. Orhan böyle beklerken güneşin etkisiyle uyudu. Elindeki çiçek demeti kucağına düştü. Orhan karyolasında uyandı. Gözleriyle çiçek demetini aradı, fakat başucunda büyük bir çikolata gördü. Onu aldı ve hemen annesine koştu. Masada, evin en güzel vazosunda, bir gün önce derlediği çiçek demetini gördü annesi de kollarını açmış, sevinçli ve memnun onu bekliyordu.

armağan = hediye - подарок

uğurlamak - провожать
okşamak - гладить
alın - лоб
ipek - шелк
düşünceli - задумчивый
bayram - праздник
kutlamak - поздравлять
iğne - зд. брошь
küpe - серьга
karyola - кроватка
derlemek = toplamak - собрать, нарвать (о цветах)
demet - букет
sessizce - тихо
etki - влияние
kucak - колени

0

10

MANAVDA
http://www.de-fa.ru/images/veggietales.jpg
Ananas: Merhaba millet, herkese günaydın. Karpuz sen hala uyuyor musun?

Karpuz: Sabah sabah kim bağırıyor?

Kabak: Kim olabilir sence? Tabi ki ananas. Horoz gibi her sabah bağırmasa olmaz.

Ananas: Sadece ben mi bağırıyorum? Birazdan manavlar da bağıracak  “Karpuzun ucuzu burada” diye.

Karpuz: Sen bana mı ucuz diyorsun ananas!

Ananas: Evet! Cüssen büyük ama fiyatın ucuz. Bak bana cüssem küçük ama fiyatım yüksek.

Soğan: Sabah sabah ne tartışıyorsunuz be! Ucuz veya pahalı sonuçta insanlar bizi satın alıp yiyorlar.

Patates: Ama en çok da beni satın alıyorlar fakat benim fiyatım en ucuz. O zaman en pahalı sebze ben olmalıyım.

Kabak: Biliyorum, insanlar benim tadımı beğenmiyorlar galiba. Çünkü pazarda en az satılan sebze benim.

Soğan: Karpuz kardeş üzülme, insanlar beni de çok sevmiyorlar çünkü ben onların ağzında koku yapıyormuşum.

Sarımsak: Evet! Evet!... Soğan kardeş, sana katılıyorum. Özellikle beni hiç yemiyorlar. Çünkü ben onların ağzında kokuyormuşum.

Ananas: Evet bunlar yalan mı? Benim öyle bir problemim yok.

Karpuz: Kendini beğenmiş ananas….insanlar seni paraları olduğu zaman alıyorlar.

Ananas: Şişman karpuz, sen de sadece yazın yetişen bir bitkisin.

Soğan: Yeter artık. Bu anlamsız tartışmayı bırakın.

Kivi: Ben de ananas gibi düşünüyorum, karpuzu insanlar kışın yemiyorlar.

Kabak: Siz karpuza şişman dediğinize göre bana da şişman demek istiyorsunuz.

Sarımsak: Ama öyle değil mi? kabak kardeş.

Kabak: Sarımsak sen konuşma! Yanına gelirsem seni sinek gibi ezerim.

Soğan: Kivi ve ananas siz hiç konuşmayın. Siz ancak tropikal bölgelerde yetişebilir siniz. Ama ben dünyanın her yerinde bulunurum ve her mevsim yetişebilirim.

Lahana: Ama soğan kardeş ben de her mevsimde her yerde yetişebilirim.

Kabak: O zaman ben de her mevsimde yetişirim.

Kivi: Hayır şişman kabak sen de karpuz gibi yaz mevsimini seviyorsun ve ancak yazda yetişebilirsin.

Sarımsak: Pekala hanginizden ilaç yapılıyor? Haaaaa…..Ama beni ilaç yapmak için kullanıyorlar.

Kabak: O zaman hanginizden tatlı yapılabilir? Haaaaa …….kabak tatlısı dünyaca meşhurdur.

Ananas: Soğan kardeş senden ne yaparlar?

Soğan: Ananas senden ne yaparlar? Sen önce kendine bak! Tamam mı?

Lahana: Benden salata ve turşu yaparlar. Ama en önemlisi benim dolmam harika olur.

Karpuz: Benden de iyi turşu olur, bunu biliyor muydunuz?

Kabak: Ne……. Karpuz senden turşu yapıyorlarsa benden de yaparlar o zaman.

Soğan: Pekala benim gibi hanginizi bütün yemeklerde kullanıyorlar?

Kivi: Soğan sen insanları ağlatmaktan başka bir iş yapmıyorsun, bunun için seni sevmiyorlar.

Sarımsak: Kivi kardeş sende insanların cebini yakmaktan ve akşama kadar vitrinde oturmaktan başka ne iş yapıyorsun?

Domates: Merhaba millet ben geldim, yeşil elbisemi çıkarıp kırmızı elbisemi giydim, yakışmış mı?

Patates: Ooooo….domates kardeş kırmızı sana çok yakışmış. Keşke ben de şu kahverengi elbiseden bir kurtulabilsem.

Domates: Eeeeee bir şeyler tartışıyordunuz, ben gelince niçin sustunuz.

Kabak: Arkadaşlar sizce domates ne işe yarar ?

Domates: Niçin ? Benden salata, turşu, çorba, yemek vs…her şey yapılabilir. Benim hıyar kardeşle birlikte salatama insanlar bayılır.

Hıyar: Ne oldu….biri beni mi çağırdı ?

Ananas: Ay…..ben hıyarın kokusuna asla dayanamam.

Kivi: Ben de ananas kardeş, asla hıyarın kokusunu sevmem.

Hıyar: Kim demiş benim kokum kötü. Siz benim hormonsuz halimi görseniz tadıma bayılırsınız.

Lahana: Ne hormon mu? O da ne?

Patates: Lahana kardeş hormonu sen ve ben pek bilmeyiz. Çünkü insanlar bize hormon veremezler. Yani biz tabi sebzeleriz.

Sarımsak: Bana da hormon veremezler. Düşünüyorum da hormonlu kivi ve ananasın tadı nasıl olur?

Domates: Acaba hormonlu kabak ve karpuzun cüsseleri nasıl olur acaba…….

Karpuz: Domates sen konuşma! Senin hormonlu halin daha berbat.

Soğan: İnsanlar bana da hormon veremezler. Benim tadım da tabidir.

Ananas: Soğan kardeş senin acı tadın hormonlu ya da hormonsuz fark etmez.

Domates: Ama en yakışıklı sebze benim galiba değil mi?

Kivi: Ne….domates sen en güzel sebze misin?

Hıyar: Arkadaşlar beni yakışıklı bulmuyor musunuz?

Patates: Ya ben! Bakın bana en güzel sebze benim.

Lahana: Hayır millet en güzel sebze benim. Kimde benim ki gibi kat kat elbise var haaaaaa.…? Hem ben domates gibi çabuk çürümem.

Kivi: Galiba en sempatik meyve benim arkadaşlar.

Ananas: Kivi senin neren sempatik. Tüylerin mi?

Sarımsak: O zaman sebze ve meyveler arasında güzellik yarışması yapalım.

Kabak: Tabi ki jüri beni en yakışıklı seçecek.

Hıyar: Benim gibi yeşil renkli ve güzel kokulu sebze var mı?

Patates: Benim içim sarı dışım kahverengi ve her zaman her yerde pişirilirim, galiba en centilmen sebze benim.

Lahana: Ben soğuğa karşı dayanıklı olduğum için ben de çok güçlüyüm.
Kabak: Arkadaşlar bırakalım bu tartışmaları. Sonuçta bizi insanlar istedikleri gibi yiyecekler

millet - народ
horoz - петух
cüsse - тело
kabak - тыква
sinek - комар
ezmek - раздавить
yetişmek - расти
ilaç - лекарство
turşu - соленья, маринованные овощи
ağlatmak - заставлять плакать
cebi yakmak - разорять
kurtulmak - избавиться
tartışmak - спорить
hıyar = salatalık - огурец
kat kat elbise - многослойное платье
çürümek - гнить
tüy - волосок

0

11

GÜLÜMSEME
http://www.de-fa.ru/images/gulumse.jpg
Küçük kız, hüzünlü bir yabancıya gülümsedi. Bu gülümseme adamın kendisini daha iyi hissetmesine sebep oldu. Yakın zamanda kendisine yardım eden bir dostuna teşekkür etmediğini hatırladı. Hemen bir not yazdı, yolladı. Arkadaşı bu teşekkürden o kadar keyiflendi ki, her öğlen yemek yediği lokantada garson kıza güzel bir bahşiş bıraktı. Garson kız ilk defa böyle bir bahşiş alıyordu.

Akşam eve giderken, kazandığı paranın birazını hep köşe başında oturan fakir bir adamın şapkasına bıraktı. Adam öyle ama mutlu oldu ki... iki gündür boğazından aşağı lokma geçmemişti. Karnını ilk defa doyurduktan sonra, bir apartman bodrumundaki odasının yolunu ıslık çalarak tuttu. Öyle neşeliydi ki, bir saçak altında titreyen köpek yavrusunu görünce, kucağına alıverdi.

Küçük köpek gecenin soğuğundan kurtulduğu için mutluydu. Sıcak odada sabaha kadar koşuşturdu. Gece yarısından sonra apartmanı dumanlar sardı. Dumanı koklayan köpek öyle bir havlamaya başladı ki, önce fakir adam uyandı, sonra bütün apartman halkı..... anneler, babalar dumandan boğulmak üzere olan yavrularını kucaklayıp, ölümden kurtardılar... bunların hepsi, beş kuruşluk bile maliyeti olmayan tebessümün sonucuydu.

gülümseme -  улыбка
hüzünlü - грустный
yabancı - незнакомец
sebep - причина
hatırlamak - вспоминать
keyiflenmek – получить удовольствие, радоваться
bahşiş - чаевые
fakir - бедный
boğazından aşağı lokma geçmemişti – во рту его не было маковой росинки
doyurmak – наполнить, наесться
bodrum - подвал
ıslık çalmak – свистеть
saçak – карниз, выступ
titremek - дрожать
kucağına almak – обнять, взять на руки
kurtulmak - спастись
duman - дым
boğulmak - задыхаться
maliyet – цена, стоимость
tebessüm = gülümseme - улыбка
sonuç - результат

0

12

KRAL
http://www.de-fa.ru/images/king.jpg
  Çok eski zamanlarda bir kral saraya gelen yola çok büyük bir kaya koydurttu. Kendisi de pencereye oturdu ve seyretmeye başladı. Ülkenin en zengin iş adamları geldi, generaller geldi. Kimse kayaya dokunmadı, etrafından dolaşıp geçtiler. Hepsi krala kızdılar, «çok vergi topluyor ama yolları temizlemiyor» dediler.

Bir gün bir köylü geldi saraya. Sırtında bir çuvalda meyve sebze getiriyordu. Yoldaki kayayı gördü ve sırtındaki çuvalı yere koydu, kayayı yoldan kenara doğru itti. Çok yoruldu. Kayayı çekince altında küçük bir kese çıktı içi altın doluydu ve bir yazı vardı, «Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir. Kral» yazılıydı.



kral – король
saray – дворец
kaya – камень
koydurtmak – заставить кого-л. положить
dokunmak – дотрагиваться
vergi toplamak – собирать налоги
köylü – крестьянин
çuval – мешок
kenara inmek – столкнуть на обочину
kese - кошелек
yazı - надпись, заиска
ait - принадлежащий

0

13

YEMEK
http://www.de-fa.ru/images/yemek.jpg
Hayatta bazı şeyler önemli, bazı şeyler çok önemlidir. Örneğin, yaşamak için nefes alırız, yeriz, içeriz ve uyuruz. Bu dört şey, yaşamak için en önemli dört şeydir. Ama yemeğin başka fonksiyonları da vardır. Mesela, iş için yemek yeriz. İki firmadan iki müdür iş konuşmak için restorana gider. Hem yemek yerler, hem de iş konuşurlar. Düğünlerde, doğum günlerinde ve başka özel günlerde  misafirlere yemek ve içecek ikram ederiz. Bazen evimize arkadaşlarımız gelir. Onlara çay, kahve, kek veya yemek ikram ederiz. Hem yeriz, içeriz, hem de konuşuruz.

Her ülkenin çok güzel yemekleri vardır. Türk yemekleri de çok güzeldir. Osmanlı mutfağı çok zengindi. Aşçılar, Sultanlar için her gün yeni bir yemek yaptılar. Sarayda üç yüz, dört yüz aşçı vardı. Bu aşçılar Avrupa’dan, Asya’dan, Afrika’dan, yani dünyanın her yerinden gelip ülkelerinin en güzel yemeklerini Sultanlar için pişirdiler. Her gün yeni bir yemek yapmak için mutfakta çalıştılar. Bunun için Osmanlı mutfağı çok zengindir.

                   

Belki bazı insanlar için yemek rutin bir şey, ama fakir insanlar için yemek en önemli şeydir. Bazı dinlerde insanlar ibadet için oruç tutar. Müslümanlar, Hıristiyanlar, Museviler ve başka dinlerde ibadet için yemek yemezler, içmezler veya bazı yemekleri yemezler. O zaman fakir insanları daha iyi anlıyorlar ve onları hatırlıyorlar, yardım ediyorlar. Bazı insanlar da sağlık için veya güzellik için diyet yapıyorlar. Yani bir çeşit oruç tutuyorlar.

örneğin/ mesela – например

nefes almak – дышать

düğün – свадьба

doğum günü – день рождения

misafir – гость

ikram etmek – угощать

zengin - богатый

aşçı – повар

saray – дворец

pişirmek – готовить

din – религия

ibadet – молитва, богослужение

oruç tutmak – держать пост, поститься

anlamak – понимать

hatırlamak – вспоминать

çeşit – вид

0

14

Sevimli yumurcaklar
http://www.de-fa.ru/images/vankedi.jpg
Kediler sevimli hayvanlardır. Dört ayağı, uzun bıyıkları ve bir kuyruğu vardır.  Pençelerindeki tırnakları çok keskindir. Kediler ağaçlara pençeleri ile çıkarlar.

Bazen sinirlenip insanları tırmalarlar. Fakat insanları çok severler. Kedilerin gözleri çok güzel görür. Dünyaca meşhur Van Kedisi’nin iki gözü de farklı renktedir. İki uzun kulağı vardır. Kulakları çok güzel duyar.

Kediler temiz hayvanlardır. Kirli yerleri sevmezler. En sevdiği yiyecek faredir. Fareyi yakalayınca önce oynar, sonra yer. En sevdiği içecek süttür. Kediler okşanmayı çok sever. Onlar insanların iyi dostlarıdır.



yumurcak - проказник

bıyıklar – усы

kuyruk – хвост

pençe – лапа

tırnaklar – когти

keskin – острый

tırmalamak – царапать

kulak – ухо

fare – мышь

okşanmak – ласкаться

0

15

KİVİ
http://www.de-fa.ru/images/kivi.jpg
Kivi yalnızca Yeni Zelanda’da yaşar. O çok ilginç bir kuştur, çünkü uçamaz.

Kivi bir tavukla aynı büyüklüktedir . Onun kanatları ve kuyruğu yoktur.Diğer kuşlar gibi tüyleri yoktur. Vücudunda kıllar vardır. Her ayağında dört tane parmak vardır.Onun  gagası çok uzundur.

Kivi ağaçları  çok  sever. O, gün boyunca uyur, çünkü güneş onun gözlerini rahatsız  eder. Burnuyla eşyaları koklar. Kivi nesneleri koklayan tek kuştur. Yumurtaları çok büyüktür.

   

Şimdi Yeni  Zelanda’da çok az  kivi vardır. Yeni Zelanda  Hükümeti kivi yakalamayı yasaklar. İnsanlar onları hiç bir zaman göremezler.

Yeni  Zelanda  parasının  üstünde kivi’nin resmi vardır. Yeni Zelandalılara bazen kivi denir.

yalnızca – только

ilginç - интересный

uçamaz – не умеет летaть

büyüklük - размер

kanat - крыло

kuyruk - хвост

tüy - перо

kıl - шерсть

gaga - клюв

nesne - предмет

yakalamak - ловить

0

16

PASTANE
http://www.de-fa.ru/images/pastahane.jpg
İngiltere’de 10 yaşında bir erkek çocuk pastaneye girdi. Çok kalabalıktı ve sırasını beklemeye başladı. Garson kız tek başına çalışıyordu. Sıra çocuğa geldi.



Garson sordu:

- Ne istiyorsunuz?

- Çikolatalı pasta ne kadar?

- 50 sent.

Çocuk cebinden paralarını çıkardı ve saymaya başladı. Tam elli senti vardı.

- Peki, bu dondurma ne kadar?

- 35 sent.

Garson yalnızdı ve çok müşteri vardı, daha fazla beklemek istemedi. Çocuk bir dondurma istedi ve garson dondurmayı verdi. Yarım saat sonra çocuk dondurmayı yedi ve gitti. Garson masayı toplamak için geldi, çocuğun bıraktığı 15 sent bahşişi gördü ve gözleri doldu.



pastane– кондитерская

sıra - очередь

kalabalık – толпа, скопление народа

beklemek - ждать

başlamak - начинать

tek başına – один, единственный, сам по себе

cep - карман

çıkarmak - доставать

saymak - считать

dondurma - мороженое

yalnız – одинокий, один, единственный

müşteri - клиент

masa toplamak – убирать со стола

bahşiş - чаевые

gözleri dolmak –быть тронутым

0

17

Deniz neden tuzludur?
http://www.de-fa.ru/images/deniz.jpg
Tuzlar, su ile çok iyi karışırlar.

Her suyun içinde tuz vardır. Yağmur yağdıktan sonra sular, göllere ve nehirlere doğru akarlar. Bu nehirlerde, denizlere ve okyanuslara akarlar. Bazı okyanus suları, havaya ve bulutlara karışırlar. Bu işleme buharlaşma denir.

Tuzlar buharlaşmazlar. Onlar okyanusların dibinde kalırlar.

Okyanus sularında, deniz sularında daha çok tuz vardır.Okyanus suyunun yaklaşık 3 % tuzdur.

Bazı göllerde su çok buharlaşır, fakat tuz buharlaşmaz. Bu göller çok tuzludur. Buna benzer iki meşhur göl vardır. Onlar "Ölü Deniz" ve "Buyük tuz gölü" dür. Ölü deniz Orta Doğu'da ve Büyük Tuz Gölü ise Amerika'nın Utah bölgesinde bulunuyorlar. Onlar Atlantik ve Pasifik Okyanusu'ndan daha tuzlu.

karışmak – смешиваться

akmak – течь

bulut – туча

işleme - процесс

buharlaşma – испарение, парообразование

dibi – глубина

bulunmak – находиться

0

18

KIŞ
http://www.de-fa.ru/images/kis.jpg
Sonbahardan sonra kış geliyor. Kışı biliyorsunuz, Aralık, Ocak ve Şubat ayları kış mevsimidir.

Gündüzleri çok kısa geceleri ise uzun olur. Nehir ve gölleri buz kaplar. İnsanlar fazla üşümemek, soğuk almamak için kalın paltolar, botlar, eldivenler giyerler. Sanki her şey derin bir uykuya girer. Kara kış uzun mu uzun, havalar soğuk mu soğuk olur.

Kışın ağaçlar yapraksız, havalar soğuk. Fakat kış sporları için bu mevsim çok elverişli.  Paten, kayak gibi.

Çocuklar kardan adam, kayak, paten yaparlar. Çok kar yağar. Karlar yolları kapatır. Her yer bembeyaz olur.  Sanki tabiat gelinlik giymiş gibi olur.

Ben kış mevsimini sevmiyorum, çünkü hava çok soğuk ve hava çok sert.  Çocuklar dışarıda oynayamıyorlar ve insanlar çok üşüyorlar.

Kıştan sonra ilkbahar gelir.


nehir - река

göl - озеро

buz kaplamak – льдом покрываться

üşümek - мерзнуть

soğuk almak - простужаться

kalın – теплый, толстый

eldiven - перчатки

derin - глубокий

uykuya girmek – засыпать, в сон погружаться

yaprak – лист, листья

elverişli - подходящий

paten yapmak – кататься на коньках

kayak yapmak – кататься на лыжах

bembeyaz – белоснежный

tabiat – природа

gelinlik giymek – свадебное платье надеть

sert - суровый

0

19

http://www.de-fa.ru/images/nassredinhoca1.jpg
ters: задом наперед
binmek: садиться на лошадь
birgün: однажды
neşe (içinde): с радостью
yola çıkmak: выйти в путь
arkadaş: друг
görmek: видеть
neden: почему
çünkü: так как
aynı yön: в одну сторону, в ту же сторону.

0

20

http://www.de-fa.ru/images/res2.jpg
pazar: базар
komşu: сосед
cevap vermek: отвечать
şaşırmak: быть удивленным
tekrar: снова
yavaş: медленно
yetişmek: прибывать, достигать

0


Вы здесь » Турецкая сказка » Турецкий язык » Короткие рассказы и анекдоты на турецком